ŞEHİRCİLİK METEOROLOJİSİ

tarafından gönderildi

21 Mart 2018

ŞEHİRCİLİK METEOROLOJİSİ

Şehircilik Meteorolojisinin ne olduğunu açıklayabilmemiz için öncelikle 1800’lü yılların ikinci yarısından günümüze kadar dünyamızın geçirdiği sosyal olayları dikkatle incelememiz gerekecektir. Bilindiği gibi hem ülkemizde hem de dünyada nüfus hızla artarken, şehirlere doğru hızlı bir göç yaşanmıştır. Bunun neticesinde ortaya çıkan konut ihtiyacı karşılanamadığı için gecekondu ve çarpık yapılaşma ülkemizin dört bir yanında yayılmıştır.

Plansız ve sağlıksız şehirleşmenin sıkıntılarını en çok gelişmekte olan ülkeler çekmektedir. Ülkemizde de hızlı şehirleşme ve şehirlere olan göçler göz önüne alındığında özellikle başta İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük şehirlerimiz olmak üzere hemen hemen tüm büyük yerleşim merkezlerinde sağlıksız bir şehirleşmenin olduğunu görmekteyiz. Özellikle sanayi tesislerinin yerlerinin ve tiplerinin yanlış seçilmesi nedeniyle zaman zaman kasaba ve köylerde dahi bu sıkıntılar yaşanmaktadır. Örneğin; Yatağan Termik Santrali

Tüm bu olumsuzluklar, bilimsel verilere uygun olmayan düzensiz yapılaşma, altyapı eksikliği gibi bir dizi arzu edilmeyen sorunlar, telafisi mümkün olmayan can kayıplarına ve maddi hasarlara neden olmaktadır. Tüm dünyada artan nüfus ve hızlı şehirleşme nedeni ile yaşanan bir dizi sorunun büyük ölçüde meteoroloji bilimi ile çok yakından ilgili olması nedeniyle “Şehircilik Meteorolojisi ” adı altında özel bir ihtisas dalının ortaya çıkması zorunlu olmuştur.

Neden şehir planlaması çalışmalarında meteorolojik faktörler neden büyük önem arz etmektedir? Bu sorunun cevabını bulabilmek için öncelikle yerleşim alanları ile atmosfer arasındaki direkt ya da dolaylı etkileşimin titizlikle analiz  edilmesi gerekmektedir. Daha sonra ki aşama ise bilimsel veriler göz önüne özelliklerin belirlenmesidir. Bu analiz sonuçlarını genel olarak maddeler halinde sıralarsak;

1-Bir şehir (yerleşim merkezi) oluştuğunda kendi “şehir iklimini” yaratmakta ve bu şehrin iklimi çevre iklimi çeşitli yollarla etkilemektedir.

2-Oluşan şehir iklimi, içinde yaşayan insanların sağlıklarına doğrudan etki etmektedir.

3-Şehirdeki enerji kullanımı büyük ölçüde iklim faktörlerine bağlıdır.

4-Kurulacak binaların mimarisini, yerleşim düzenini ve kullanılacak yapı malzemelerini, yine büyük ölçüde iklim faktörleri tayin edeceği için farklı iklim kuşaklarında farklı tiplerde yapı malzemeleri ve bina tipleri tercih edilecektir.

5-İnsanlar sadece yaz veya kış için değil, her mevsim için, yaşadıkları şehir ve binalarda, çalıştıkları yerlerde klimatolojik açıdan rahat edebilecekleri bir ortam istemektedirler.

6-Günümüzde yeni ve yenilebilir olarak adlandırılan güneş ve rüzgar enerjisi gibi enerji çeşitlerinden maksimum yararlanan yapılar tasarlanmalıdır.

7-Sanayi ve yerleşim alanlarında üretime ve yaşama bağlı olarak oluşacak kirliliği, yerleşim alanlarında yaşayanlara zarar vermeden drenajını sağlayacak hava akımlarına uygun yapılaşma sağlanmalıdır.

8-Doğal afetlerden maksimum korunaklı alanlar, yerleşim merkezleri olarak seçilmelidir.

Yukarıda ana hatları ile ifade edilen ve klimatolojik açıdan optimum olarak tasarlanan yerleşim alanlarında yaşayanlar hem konforlu hem de sağlıklı bir ortam içinde yaşayabilmektedir.  Bu tip yerleşim alanlarında bina içi ortamlarda ki sıcaklığı kontrol etmek için daha az enerjiye ihtiyaç duyulduğu gibi, hiçbir zaman pik enerji talepleri yaşanmaz.

Son yıllarda ortaya çıkan enerji bunalımından sonra doğal yapı ile iklimsel özelliklerin ilişkisi üzerindeki değerlendirmelerin hız kazanması ve özellikle aşırı (ekstrem) iklim özellikleri gösteren yörelerde meydana gelen atmosferik olaylar üzerinde durulması, konunun ne kadar önemli olduğunu göstermektedir.

Günümüzde özellikle gelişmiş ülkelerde yukarıda kısaca bahsedilen ve burada yer verilemeyen  birçok nedenden dolayı meteorolojistler ile şehirleşme alanında sorumlu mühendislik disiplinleri arasında işbirliği her geçen gün daha büyük bir önem taşımaktadır.

Kısaca özetlemek gerekirse; köylülerimiz evlerini yaparken su basmanı, güneşin yönü, yağışın tipi ve miktarına göre çatı eğimi ve iklime uygun malzemeler seçerken, şehirlerde ise metrekare fiyatlarının 10 bin Dolarlara ulaşması nedeniyle her metrekare fiyat olarak düşünülmekte; bunun neticesinde su basmanı olacak yerler işyerine, konuta dolaysıyla paraya dönüşmektedir.

ŞEHİRCİLİK METEOROLOJİSİNE NEDEN İHTİYAÇ DUYULMUŞTUR?

Günümüzde hemen hemen her bilim dalı kendi içerisinde alt ihtisas gruplarına bölünmektedir. Örneğin tıp biliminde yakın zamana kadar sadece  dahiliye, hariciye, cildiye, kulak-burun boğaz1 gibi ana dallar mevcut iken günümüzde hemen hemen her ana bilim dalı kendi içerisinde alt ihtisas bilim dallarına bölünmüştür.

Teknolojik ve bilimsel gelişmelerin Tıp biliminden sonra en geniş uygulama alanı bulduğu bilim dallarından biri olması nedeniyle Meteoroloji biliminde de bu tip bir uygulama günümüz koşullarına paralel olarak gelişmiş bir olgudur.

Sadece günlük hava tahminlerinin insanların doğa içinde uygun konfor şartları ile yaşamalarına yetmediği, insanların bazen bilerek bazende farkında olmadan çevrelerini kirlettiklerini, sebebi ne olursa olsun belli bir noktadan itibaren çevrelerini yaşanmaz kılmaya başladıklarını, gerek ısınma gerekse aydınlanma ve üretim için gerekli olan enerjiye her geçen gün daha zor ve pahalıya ulaştıklarını ve daha çok eneji için daha fazla  tasarruf yapmak zorunda kaldıklarını anlamaları ile birlikte ideal bir şehircilik ve  bu şehirlerde sağlıklı yaşam için Şehircilik Meteorolojisi adı altında uzmanlaşmaya gerek olduğu anlaşılmıştır.

Ülkemizin insanlarının bugün bu ihtiyacın tam olarak farkına vardıklarını ve biz meteorolojistlerden ısrarla şehircilik ile ilgili yaşadıkları sorunlarına çözümler üretmemizi istediklerini söyleyebilmemiz henüz mümkün olmasa da gelecek ile ilgili umutlarımız sürmektedir. Ülkemiz insanlarının henüz yeterince ilgi göstermediği  Şehircilik Meteorolojisi dünya genelinde nasıl gelişim göstermiştir?  İnsanlar var olduğu ilk günden beri kendisini iklimin negatif etkilerinden koruyacak tedbirleri araştırmaya başlamıştır. Binlerce yıl önce; alt kısmı hava akımlarına sürekli açık olan ve üst kısmı ise çeşitli yaprak ve  dallardan oluşan bir çatı sisteminden ibaret de olsa, tropiklerde yaşayan insanlar sıcaklık değişimlerine karşı kendilerini koruyacak yapı şekillerini bulmuşlardır. Yine aynı şekilde kutuplarda yaşayan insanlar ise tropiklerin aksine tamamen kapalı olan ve hava akımlarına kapalı olan ve dış yüzey ile iç ortam arasında minimum alanlı bir iletilişim kuran bir yapı tarzını bulmuşlardır. Bu şekilde dünyanın çeşitli iklim kuşaklarında yaşayan insan toplulukları tamamen kendi iklim koşullarına uygun olan, gerek dondurucu soğuklara, gerekse aşırı sıcaklıklara ve nemli hava şartlarına karşı daha kolay karşı koyabilecekleri yapılar içinde nasıl yaşayabileceklerini öğrenmişlerdir. Peki; buldukları çözümler günümüz teknolojisine uygun mudur? Yada günümüz teknolojisi ile mukayese edersek o günkü çözümler günümüzde de geçerli midir?  Hiç şüphesiz ihtiyaçlar yaşanılan çağın gerçekleri  ışığında değerlendirilmek zorundadır. Şöyle ki; yüzyıllar önce insanlar kendilerini sadece soğuktan, rüzgardan koruyacak kapalı alanlar inşa ederken tüm bu alanlar o günün teknolojisine uygun olacak biçimde ilkel sayılabilecek ve hemen hemen eşit yüksekliklerde idi. Ulaşım genellikle yürüyerek ve at veya atlı arabalar ile yapıldığı için caddelerin geniş olmasına gerek duyulmuyordu. Günümüzde hayranlıkla ve merakla gezdiğimiz tarihi yerleşim alanlarının birbirleriyle çok dar sokaklarla ayrılmış ve bina yüksekliklerinin birbirine yakın ve birkaç kat yüksekliği geçmemesi tamamen bu mantığın bir ürünü olarak değerlendirilmelidir.

Günümüzde ise artan nüfus ve gelişen teknoloji ile birlikte hayatımıza giren motorlu ulaşım araçları yerleşim alanlarında büyük yapısal değişimlerin oluşmasına neden oldu. Ayrıca, artan nüfus arazi kullanımında da radikal değişimlerin oluşmasına neden olarak çok katlı gökdelen tarzı yerleşim ünitelerinin oluşmasına yol açtı. Tüm bu eğimlerin sadece yapısal bazda kaldığını söyleyebilmek ise mümkün değildir. Çünkü; bu değişim sadece yapısal olarak kalmayıp aynı zamanda yerleşim alanlarının nefes almasını sağlayan akciğerleri olarak adlandırılan rüzgar dağılım yapısını da büyük ölçüde olumsuz etkiledi. Özellikle büyük şehirlerde yaşanan hava kirliliği olaylarının temelinde yatan asıl neden bu yapısal değişimlerin beraberinde getirdiği atmosferik sirkülasyon değişimleridir. Bunun neticesinde de Küresel İklim değişikliğinin etkisiyle meteorolojik karakterli afetlerin sayısı ve şiddetinde artışlar yaşanmaya başladı.

Yukarıda da kısmen bahsedildiği gibi finansal nedenler ve arazi dağılımı, yerleşim alanlarının merkezine yakın yada ana ulaşım yolları üzerinde olmak gibi bazı nedenlerden dolayı günümüz modern binaları çok katlı olarak yapılmaktadır. Bu tip yapılar içerisinde özellikle gökdelen olarak adlandırılan çok katlı binalar üzerinde titizlikle durulması gerekmektedir. Çünkü; gökdelenler civarlarına göre daha yüksek olduklarından rüzgarlar için bir mükemmel bir kapan görevi görürler. Yüzey rüzgarlarına göre çok daha kuvvetli olan üst seviye rüzgarlarının önünü keserek bu rüzgarları aşağıya doğru yönlendirir ve yüzey yakınında arzu edilmeyen ve meteorolojik açıdan kesinlikle mikro ölçekli çalışmalar ile ortaya konabilecek olan genel akıştan çok daha farklı bir rüzgar sirkülasyonuna neden olurlar. Bu yeni oluşan ve genel sirkülasyondan farklı bir yapı arzeden rüzgarlar nedeniyle istenmeyen dış etkilere maruz kalan ve netice itibariyle sakat kalan veya hayatını kaybeden insan sayısı tahmin bile edemeyeceğimiz kadar  fazladır.

Lokal iklim bilgilerine kolaylıkla ulaşılabilmesi sadece meteorolojistler için değil şehircilik konusunda çalışan birçok farklı disiplin içinde hayati önem taşır. Peki her zaman lokal iklim bilgilerine kolaylıkla ulaşılabilmesi mümkün müdür? Bu sorunun cevabı özellikle ülkemiz göz önüne alındığı zaman kesinlikle ” HAYIR ” olacaktır. Bununla birlikte gelişmiş ülkelerde bile her istenilen noktanın lokal meteorolojik ve klimatolojik verilerine ulaşılması, veya istenilen formatlarda bilgi edinilmesi kolay bir işlem değildir. Matematiksel modeller kullanılarak söz konusu alanların genel yapıya uygun olan yeni meteorolojik ve klimatolojik modelleri oluşturulmaktadır. Bu çalışma ek bir süre ve maliyet gerektirmektedir.  Bu nedenle lokal klimatolojik şartlara göre binaların adapte edilmesi, genellikle her zaman istenilen formatlarda meteorolojik datanın mevcut olmaması nedeniyle mümkün olamamaktadır. Ayrıca gelişmekte olan ülkelerin mevcut imar kanunlarının da yetersiz olması nedeniyle bu konu göz ardı edilmektedir.

Gerek istenilen bilgilere kolay ulaşılamaması gerekse mevcut imar ve yapısal kanunların yeterli olmaması nedeniyle bu noktada  Şehircilik Meteorolojisine olan ihtiyaç   ortaya çıkmıştır. Yerleşim merkezlerinde yaşayan tüm canlıların rahat ve konforu ile birlikte iklimsel özelliklerden maksimum yararlanan, daha az enerji tüketen ve çevreyi minimum kirleten yerleşim merkezlerinin oluşturulabilmesi için Meteorolojistler ile diğer yapı mühendislik disiplinleri arasında sıkı bir ilişkinin olması zorunlu hale gelmiştir. Çünkü yapı sektöründe binaların yerel klimatolojik ve meteorolojik verilere uygun olması için her aşamada meteorolojistlerin çözüm önerilerine şiddetle ihtiyaç duyulmaktadır. Bugün geldiğimiz noktada her ne kadar ülkemizde benzer uygulamalara sıklıkla (belki de hiç) rastlamamız mümkün olmamakla birlikte özellikle gelişmiş ülkelerde yapı ile ilgili mühendislik disiplinleri yaşadıkları sorunları ve meteorolojik-klimatolojik konularla ilgili taleplerini hazırlamakta ve meteorolojistler bu talepleri ve soruların cevaplarını en optimum çözümler olacak şekilde hazırlamaktadır. Aslında tüm bunlar akıllı şehirciliğinde temelini teşkil edecektir.

TMMOB METEOROLOJİ MÜHENDİSLERİ ODASI YÖNETİM KURULU

5a4b9be367b0a92374213bb0

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>