TİKDEK 4/ GENEL SEKRETERİMİZ SN. FIRAT ÇUKURÇAYIR’ IN KONUŞMASI

tarafından gönderildi

Sayın Müsteşar Yardımcım, Sayın Rektörüm, Sayın Genel Müdürlerim, Sayın Hocalarım, Sayın Bilim insanları, Değerli konuklar…

Hepinizi şahsım ve Genel Sekreteri olduğum  Meteoroloji Mühendisleri Odası adına saygıyla, sevgiyle selamlarım.

İklim Değişikliği sorunu dikkatle incelendiğinde bize göre bir yönüyle dünyanın en şanslı sorunlarından bir tanesidir. Çünkü hem ülkemizde hem de dünyada sayısız bilim insanı iklim değişikliği ile ilgili çalışmaktadır. Dünyada aynı konu ile ilgili bu kadar çok sayıda bilim insanının çalıştığı bir konu neredeyse yoktur. Bu bilim insanları her yıl gerçekleştirilen sayısız kongre, sempozyum,seminer ve çalıştaylar ile yaptıkları araştırmaları ulusal ve global ölçekte toplumlar ile paylaşmaktadır. İklim değişikliğinin gelişim trendi ve bu değişim neticesinde meydana gelebilecek muhtemel tehlike ve tehditleri ortaya koyarak toplumlarda farkındalık yaratmaktadır..

Diğer bir yönü ile İklim değişikliği sorunu dünyanın aynı zamanda en şanssız sorunlarından bir tanesidir. Nedeni ise; dünyanın hemen hemen her ülkesinde sayısız bilim insanının iklim değişikliği konusunda çalışması, iklim değişikliğinin sadece insanlar üzerinde değil dünyadaki tüm yaşam üzerindeki olumsuz etkileri, tehdit ve tehlikeleri ortaya koyması ve de bu tehlike ve tehditlere karşı alınabilecek önlemlerin, tavsiyelerin ve kararların hayata geçirilebilmesi çok büyük ölçüde ülkeleri yöneten siyasi iktidarların iki dudağı arasında olmasıdır. Siyasi oteritenin evet demediği hiçbir tavsiye ve önerinin hayata geçebilmesi mümkün değildir.

Bunun en son örneği ise;  İklim Değişikliği Paris Antlaşmasından ABD nin imzasını çekmesidir. Peki Bu ne anlama gelmektedir; Hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı ve İklim değişikliği konferanslarında alınan kararların inandırıcılığının kalmadığının bir göstergesidir. Özellikle gelişmiş ülkelerin ( aynı zamanda en çok emisyon salınımı yapan ülkelerin) işine gelmeyen hiçbir kararı uygulamayacakları anlamına gelmektedir.

İşte bu nedenledir ki; iklim değişikliği ile ilgili çalışmalar her geçen yıl  büyüyen bir sarmal halini almaktadır. Başlangıçta lineer olan değişim son 30 yıldan beri exponansiyel bir görünüm almıştır. Bu nedenle; İklim değişikliğinin olumsuz etkileri her geçen yıl daha fazla hissedilmekte,alınması gereken tedbirlerin ise hayata geçirilmesi ise sosyal ve ekonomik olarak daha da zorlaşmaktadır. Hiçbir şey yapılamadığı içinde toplumların ödediği bedel de artmaktadır.

Bu nedenle hemen hemen her iklim değişikliği konferansında başarı öyküleri değil daha ne kadar kötüye gittiğimizi konuşmak durumunda kalmaktayız.

İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi nihai amacının “Atmosferdeki sera gazı birikimlerinin, insanın iklim sistemi üzerindeki tehlikeli etkilerini önleyecek bir düzeyde durdurulması…” olduğuna göre tüm yaşam için bu kadar hayati önemi olan  bu işi neden başaramıyoruz..

Çünkü dünya siyasetini yönetenlerin çözmek zorunda oldukları sorunlar ile iklim değişikliği ile ilgili bilim insanlarının ortaya koydukları çözüm önerileri maalesef birbirleri ile örtüşmüyor. Bu nedenle bilim insanları ile siyasi oteritenin anlaşamamasının faturasını toplumlar, doğa ve ekolojik yaşam kısaca tüm canlılar ödemektedir.

Hepimiz çok iyi biliyoruz ki; İklim değişikliği etkileri ve sonucu ile sadece lokal bir olay değildir.  Tüm kara ve su yaşamını yakından ilgilendiren bir olaydır. Bu nedenle tarım, ulaşım, sağlık, eğitim, ekonomi, hukuk, yerleşim alanları, bina dizaynına kadar   yaşamı çevreleyen, yaşamı tanımlayan tüm birimleri etkiler. Çözüme geç ulaşmak yada ulaşamamak bir dizi yeni sorunların oluşmasına neden olmaktadır.

Peki süreç böylemi gitmelidir? Geçirmiş olduğu bir dizi ameliyat sonrası Doktorunun hiçbir dediğini yapmayan hastanın iyileşmesi ne kadar mümkün ise, maalesef iklim değişikliği konusunda bilim insanlarının muhtemel tehlike ve tehditlere karşı hiçbir çözüm önerisini hayata geçiremeyen siyasi iktidarların pek birbirinden farkı olmayacaktır.

Hepimiz çok iyi biliyoruz ki;  İklim değişikliği Sıcaklık ve Yağış parametreleri ile kendini gösteren bir olgudur. Sıcaklık ve yağış ise birer meteorolojik parametre olmanın çok ötesinde yaşamı tanımlayan, yaşamın sürdürülebilir olmasında temel görev üstlenmiş olan iki parametredir..

Bu nedenle tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de  bu iki parametre ile ilgili tüm kurum ve kuruluşlar bu parametreleri sürekli, düzenli ve doğru olarak ölçmek ve bilimsel yapılarını korumak zorundadır. Bu konuda özellikle Meteoroloji Genel Müdürlüğüne büyük sorumluluk düşmektedir. İstasyonların datalarında kırılma yaşanmaması, istasyonların sürekliliğinin mutlaka korunması çok önemlidir. Çünkü geçmişte sunulan tüm çalışmalar bu datalar üzerine inşa edildi,gelecekte sunulacak olan çalışmalarda bu datalar üzerine inşa edilecektir.

İklim değişiyor, sende değiş uyum sağla” adı ile yayınlanan bir kamu spotuna değinmek istiyoruz. Burada iklim değişikliği ile doğal kaynak kullanımı konusuna dikkat çekilmiş. Doğal kaynakların daha efektif kullanılması vurgulanmış.

1611-1682 yılları arasında yaşamış olan  Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesinde bahsettiği Erzurum’dan yola çıkan bir Sincap’ın ayakları hiç yere değmeden Üsküdar’a kadar gelebildiği ormanları koruyamadığımız göz önüne alındığında, Orman alanlarını, tarım alanlarını sanayi ve konuta açmaktan hala vazgeçemediğimiz göz önüne alındığında, tarımda, artan nüfus hızına uygun modern tarım ve ürün kalitesi artırımı sağlayamadığımız göz önüne alındığında,  vahşi sulamanın halen ülkemiz tarımında tam olarak önüne geçilememiş olması göz önüne alındığında, iklime uygun ürün seçimini halen başaramadığımız göz önüne alındığında, yağmur suyu toplama sisteminin şehir kanalizasyon sisteminde ayırt edilememiş olması göz önüne alındığında, bazı evsel kullanım sularının tekrar döngüye alınarak bahçe sulama ve tuvaletlerimizde kullanıma sunulamamış olduğu göz önüne alındığında, enerjide dışa bağımlı olduğumuz halde enerjiyi verimli kullanamadığımız göz önüne alındığında aslında değişimin sadece bireylerde değil  öncelikle kamuda da olması, bu konularda yapılan yasal düzenlemeler ile bilimin ışığında bireylere doğru uygulamalar sunulması gerektiği rahatlıkla söylenebilir.

Sözümüzün bu noktasında kısaca Meslek Odamızdan da bahsetmek istiyorum. Meteoroloji Mühendisleri Odamız, 1954 yılında çıkartılmış  6235 Sayılı TMMOB Kanunu çerçevesinde 1970 yılında kurulmuştur. Kamu Kurumu niteliğindedir. İlgili Yasa ve Yönetmeliklerine göre işleyişini ve işlevini yürütür, kamu adına mesleki denetimini yapar.

Odamız çalışmalarını; yaklaşık olarak yarım asırlık bir süredir, bilimin yol göstericiliğinde, anayasal ve uluslararası sözleşmelerle tarif edilmiş mesleki uygulama alanlarında mühendisliğin gerektirdiği mesleki denetim, bilimsel-teknik kriterler ve çağdaş toplumsal gereklilikler doğrultusunda, haktan, halktan, ülkemizden, kısaca: ‘’insan ve insanlık’’ dan yana sürdürmektedir. Bizler Mühendisliği; “var olanı optimum fayda sağlayacak forma dönüştürme sanatı, marifeti”diye tanımlar ve doğanın kanunlarına boyun eğeriz.

Meteoroloji Mühendisleri Odası yaklaşık olarak yarım asırdır bu ülkede; meteorolojinin bir bilim olduğunu, bu bilim dalının ülkemizdeki temsilcilerinin meteoroloji mühendislerinin olduğunu , resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren SMM yönetmeliği ile 16 ayrı ihtisas alanı ile ülkemize etmeye hazır olduğunu haykırdı.

Yarım asır sonra gönül rahatlığı ile şunu söylememiz mümkündür. Eğer Odamız kendini daha iyi anlatabilseydi, siyasi oteriteler, kamu bürokratları bizim söylediklerimize biraz kulak verebilseydi;  iklimin olumlu taraflarını olumsuz taraflarına karşı kullanıldığı, daha az enerji tükettiğimiz yerleşim alanlarında, iklime duyarlı binalarda yaşıyor olacaktık. Yağmur sularını bina çatılarından ve balkonlarından ayrı sistemle tahliye ettiğimiz sistemlerimiz ve bu suları tekrar yaşamımızda kullanıyor olacaktık. Her yağmurda göllere dönen yollarımız, alt geçitlerimiz olmayacaktı. Hakim rüzgarlara göre konumlandırılmış, gelişme aksları tanımlanmış, havası çok daha temiz yerleşim alanlarımız olacaktı. Yenilenebilir Enerjiyi daha çok kullanan ve çok daha az enerji kullanan daha çok güneş alan ve iklim koşullarına göre izolasyonları yapılmış binalarımız olacaktı. İklime duyarlı tarımsal üretimimiz ve bitki çeşitliliğimiz olacaktı. Dünyadaki iklim değişikliğine rağmen bugünkünden 3-4 derece daha az sıcak olabilecek şehirlerimiz olacaktı. Kısaca meteorolojik açıdan tüm ihtisas dallarımızın kapsadığı konularda  çok daha iyi durumda olacaktık.

Sözlerime burada son verirken 4. TİKDEK in bilimsel ve teknik anlamda çözüm aranan pek çok soruya cevap olacağına, tarihe not düşmesi adına önemli mesajlar vereceğine inanıyor, Ülkemiz için, insanlık için faydalar getirmesini temenni ediyor ve başarılar diliyorum. Yarım asırdan beri dile getirdiğimiz gibi Meteoroloji Mühendisleri Odası olarak sahip olduğumuz bilgi birikimini; ülkemizin gelişmesi ve kalkınması için, yapılan çalışmaların doğru sonuçlarının ortaya konulması için tüm paydaşlar ile paylaşmaya hazır olduğumuzu belirtiyor saygılar sunuyorum.

Fırat ÇUKURÇAYIR TMMOB METEOROLOJİ MÜHENDİSLERİ ODASI

GENEL SEKRETER

IMG-20170705-WA0002 (4)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>