11 Şubat 2021 Tarihinde İzmir ve Balıkesir İllerimizde meydana gelen hortumlar hakkında Odamızın açıklaması.

11 Şubat 2021 tarihinde akşam saatlerinde İzmir İli Çeşme İlçesi, Alaçatı Mahallesinde ve Balıkesir İli, Ayvalık İlçesi Sarımsaklı Mahallesinde meydana gelen Hortum, oluşum yeri ve şiddeti nedeniyle çok sayıda vatandaşımızın yaralanmasına ve çok büyük maddi hasarın da oluşmasına neden olmuştur. Her iki ilimizde oluşan “Hortum” nedeniyle yaralanan ve zarar gören vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.

Orta Akdeniz üzerinden gelen bir alçak basınç sistemine bağlı soğuk cephe hattında ve önünde oluşan sağanak hattı, Ege kıyılarımızdan giriş yapmış,Trakya ve Ege Bölgesi’nin batısını etkilemiştir.

Bu sağanak hattı üzerindeki bulut içinde bazı hücreler süper hücre karakteristiği göstermiş, İzmir Alaçatı ve Balıkesir Ayvalık’ta hortumlara, Urla’da ise 5~6 cm çapına erişen büyüklükte dolu yağışlarına neden olmuştur.

Deniz üzerinde kıyıya yakın bölgede kuvvetli güneyli rüzgarlarla taşınan nem (6~8 g/kg), orta troposferde uygun düşey sıcaklık farkı ile birlikte zayıf-orta düzeyde kararsızlık (400~800 J/kg MLCAPE) oluşmasına neden olmuştur. Kuvvetli rüzgar kayması (0-6 km için 25~30 m/s) çevre koşullarında oluşan fırtınalar, kara içerisine ulaştığında ise hızla zayıflamış ve sönümlenmiştir.

Süper hücre varlığı koşulunda, özellikle aşağı seviyedeki yönsel ve hızsal rüzgar kayması (0-1 km için 10~15 m/s ve >150 m2/s2 SREH01), karaya çıkıştaki topoğrafya etkileşimiyle beraber hortum oluşumu için uygun çevre koşullarını mevcut hale getirmiştir.

Bahsedilen çevre koşulları ve sinoptik örüntüler, Ege kıyılarımızda bilinen bir mekanizma ile hortumlara neden olmuştur.

Ülkemizde meydana gelen hortumların kayıtlarının çok daha düzenli tutulmasının yaklaşık olarak 10 yıllık bir geçmişi vardır. Bunun temel nedeni ise iletişim ve görüntü kayıt sistemlerindeki (akıllı telefonlar, kamera kalite ve kapasiteleri, internet gibi) gelişmeler ve toplumsal farkındalığın artmış olmasıdır. Hortum kayıtlarının günümüze göre çok daha ender olduğu 1979-2013 arasında bile, Şubat ayında Orta Akdeniz’den gelen siklonlarla birlikte iki vakada mezosiklonik hortum görülmüştür. Bu hortumlar bölgesellik, mevsimsellik ve meteorolojik süreçler bakımından bizim için sürpriz değildir.

Ülkemizde gerçekleşen meteorolojik afetlerin akabinde, konunun hızla iklim değişikliğine bağlanması adet haline gelmiştir. İklim değişikliği elbette meteorolojik ekstremlerin artışını büyük ölçüde etkilemektedir, ancak hiçbir tekil hadise, bilimsel çalışmalar yapılmadan doğrudan iklim değişikliğine bağlanamaz.

Öncelikle iklimin bugünkü ifadesi ile “değişmemiş” haliyle de hortumların ülkemizde gözlendiğinin, bu coğrafyaya ait bir özellik olduğunun da bilinmesi gerekmektedir.

Karbon salınımının en düşük düzeyde olduğu tarihi kayıtlara bakıldığında; 1818 kışında Çeşme’de bir hortumun evleri yıktığı, ağaçları kökünden söktüğü, 13 kişi ve 50 küçükbaş hayvanı denize savurduğu kaydı da mevcuttur.

Öte yandan, özellikle şiddetli konvektif fırtınaların sıklığının iklimle değişmesi konusu belirsizliği yüksek, bölgesel olarak da değişken bir konudur. Yapılan bazı çalışmalar, Türkiye kıyılarında gelecekte şiddetli konvektif fırtınaların sayısının ve şiddetinin artmasının, pek çok etken yanında artan deniz suyu sıcaklıkları ile ilişkili olabileceğini de göstermektedir.

Yaşanan doğal olayların sonuçlarının afete dönüşmesinden bir şeyler öğrenmek ve gereğinin yapılmasını sağlamak gibi bir sorumluluğumuz bulunmaktadır.

Meteorolojik parametrelere bağlı gelişen olayların afete dönüşmesine ve afetin şiddetinin artmasına bizler neden olmaktayız. Meteorolojik olayın afete (can ve mal kayıplarının yaşanmaması) dönüşmemesi için önceden belli idari ve yapısalönlemlerin alınması gerekir.

Bu olay, ilk olmadığı gibi son da olmayacaktır. Bu gibi olaylardan sonra olayın nedenini ve sonuçlarını konuşup geçiştirmek benzer olaylarda aynı sonuçları yaşayacağız anlamına gelmektedir. Meteorolojik olayın etkileri dikkate alınarak planların ve projelerin gözden geçirilerek yenilenmesinin zorunlu olduğu açıkça görülmektedir.

Bu konu özelinde bakıldığında, hortumun etkilediği alanın daha yoğun yaşam alanlarına kayması durumunda insanların kendilerini korumaya alabileceği sığınakların bulunmadığı açıkça görülmektedir. Bu gibi olayların gelecekte de etkili olabileceği düşünülerek insanların yoğun olduğu alanlarda bu konuya ilişkin yapılar yapılması ya da mevcut yapıların bu konuda önlem sağlayacak şekilde revize edilmesi gerekir.

Sonuç olarak, bölgesel planlamalarda meteorolojik parametreler dikkate alınmalı ve projeler ekstrem parametrelere göre boyutlandırılmalı. Bu gibi olayların etkili olabileceği alanlardaki yapıların projeleri (kıyı yapıları ve deniz araçları barınakları gibi) gözden geçirilmeli, özellikle yoğun insan kullanımı olan alanlarda her türlü kamu binaları/yapıları ve özel yapılar insanlara sığınak oluşturacak şekilde projelendirilmeli ve amaçlaimar mevzuatında gerekli düzenlemeler yapılmalıdır.

Yaşanan meteorolojik olayların afete dönüşmesi, iklim değişimine değil,planlama ve yapı mevzuatına bağlı olarak ortaya çıkmaktadır.

TMMOB

Meteoroloji Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Facebook
Twitter
YouTube
Instagram