ELLİ YIL SONRA DÜNYA ÇEVRE GÜNÜ (MÜ)?

tarafından gönderildi

DÜNYA ÇEVRE GÜNÜ (MÜ?)

ELLİ YIL SONRA YENİDEN

Dünya Çevre Gününün 2019 teması "hava kirliliğiyle mücadele"

1972 yılında İsveç’in Stockholm kentinde düzenlenen Birleşmiş Milletler Çevre Konferansında 5 Haziran Dünya Çevre günü olarak kabul edilmiştir.

Günümüzde çevre konusunda yaşadığımız sorunlar ise Dünya Çevre Gününün kabul edildiği 1972 yılında yaşanan sorunlar ile karşılaştırılamayacak kadar fazladır.

Çevre Günü ilan edilmesi bir işe yaradı mı?

Çevre ” sadece Çevre Kanunu ile korunamıyor maalesef.

Dünya Çevre günü, Çevre konusunda farkındalık yaratılması amaçlanarak “Tek Bir Dünya” sloganı ile her yıl farklı bir temada kutlanmaktadır. 2022 yılı için belirlenen ana tema “sürdürülebilir, doğa ile uyumlu, daha temiz, daha yeşil yaşam” olarak belirlenmiştir.

Her yıl belirlenen temalar dikkate alındığında, aynı şeylerin farklı şekilde ifade edilmeye çalışıldığı görülmektedir. Bu yapılanların çevreyi koruma konusunda bir katkısı olup olmadığı da ayrı bir tartışma konusudur.

Dünya çevre günü için yapılan vurguların dünya su, ormancılık, şehircilik, toprak günleri gibi BM önceliğinde belirlenmiş olan tüm günler için aynı amaçlarla kutlandığını görmekteyiz. Bu günlerin hepsinde sorunların oluşmasında katkısı olanların mesajları okunmaktadır. Etkinliklerde hükümetlerin ve hükümetlerde etkili olan şirketlerin ağırlığını rahatlıkla görebilmekteyiz. Çevre gününde uygulamalardan en fazla etkilenen kesimlerin sözlerinin duyulabildiğini söyleyebilmek ise mümkün değildir.

Çevre; toprak, su ve hava bütünü ile ele alınmak ve bu üçlünün etkileşimi ve etkilenişi şeklinde değerlendirilmek zorundadır

Mevzuat ve Çevre;

Çevre ile ilgili yaşanan sorunlar konusunda sürekli mevzuat eksikliğine ilişkin konular gündeme getirilmektedir.

1983 yılında çıkarılan Çevre Kanunu çevre ile ilişkili ilk kanun olarak gösterilmektedir. Bu kanunun onlarca maddesi ise 16 farklı yılda değiştirilmiştir.

Her ne kadar çevre ile ilgili kanun 2872 sayılı kanun diye söylense de, geçmişte çıkarılan bir çok kanunda çevreyi koruyan hükümler bulunmaktadır. Bir kanunun görevli olduğu alanın yanı sıra çevre ile ilgili yükümlülükleri de vardır. Yani, çevre sadece Çevre Kanunu ile korunmamaktadır.

Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED);

İlk Çevresel Etki Değerlendirme Yönetmeliği (ÇED), Çevre kanununa dayanılarak 1993 yılında yayınlanmıştır. O tarihten günümüze kadar yönetmelikte 22 kere değişiklik yapılmıştır.

ÇED Yönetmeliği uygulamaları açısından incelendiğinde sadece taahhütler metni durumuna gelmiş durumdadır.

ÇED’ler ve uygulamalar birlikte değerlendirildiğinde, ÇED’lerdeki taahhütlere uyulmadığı ya da belirtilen taahhütlerin çevreyi korumak için yeterli olmadığı görülmektedir.

ÇED’lerde en önemli bölümlerden biri, meteorolojik veriler ile hazırlanması gereken “Meteorolojik ve İklimsel Özellikler ” bölümüdür. Bu bölüm ile ilgili hesaplamalarda ve çalışmalarda yakın zamana kadar Meteoroloji Mühendislerinin aranmaması ve ÇED’ler içerisinde meteorolojik verilerin sadece bir tanıtım verisi olarak konması ise ayrı bir sorundur.

Bugün ülkemizde; ÇED’lerin toplumsal baskıyı bertaraf etmek için kullanıldığını söylemek pek de yanlış olmaz. Çevre kanunu ve ÇED yönetmeliği yayınlandıktan sonra çevre sorunlarının azalmadığı , tam tersine dahada arttığı açıkça görülmekte ve yaşanmaktadır.

Mevzuatta yapılan yeni düzenlemeler ise çevrenin korunması için değil tam tersine yatırımcı şirketlerin lehine olacak şekilde düzenlenmiştir.

Atıkların ve Enerji Yoğun Sektörlerin Toplandığı Ülkeler

Bugün gelinen noktada tüm dünyada gelişmekte olan bizim gibi ülkeler, gelişmiş ülkelerin özellikle endüstriyel alanda kirlilik yükü fazla olan ve yoğun enerji ile ilgili sektörlerin kirlik yüklerini azaltacak yeni faaliyet alanları olarak kullanılmaktadır.

Bu kapsamda, gelişmiş ülkelerin çöplerinin toplanma yerlerinden biri olmamız özellikle değerlendirmeye tabi tutulmalıdır.

Bazı ülkeler tehlikeli atıklarını, yoksul ülkelerde kiraladıkları arazilerde depolayarak bölgeyi terk ettikleri de bilinmektedir. BM bu konuları gündemine bile almamaktadır.

Ülkemizde Çevre Haftası;

21 Mayıs 2022 tarih 31842 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 2022/3 sayılı Türkiye Çevre Haftası konulu genelge ile, “Doğal çevrenin korunması, sürdürülebilir yaşam çevrelerinin oluşturulması, iklim değişikliği ile mücadele konularında çevre bilincinin her geçen gün giderek arttığı Ülkemizde, Dünya Çevre Günü kutlamalarının daha katılımcı, çok paydaşlı şekilde gerçekleştirilmesi, çevre sorunlarının ve gelişmelerin değerlendirilmesi amacıyla her yıl  Haziran ayında Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından duyurulacak bir temayla Türkiye Çevre Haftası” olarak kutlanacağı belirtilmektedir.

Ayrıca, Türkiye Çevre Haftası kapsamında düzenlenecek tüm etkinlikler anılan Bakanlıkça belirlenecek usul ve esaslar çerçevesinde ilgili kamu kurum ve kuruluşlarıyla birlikte yürütülecek bir etkinlik olmasına işaret edilmektedir.

Tesislerin faaliyetleri için gerekli izinleri veren kurumların tüm etkinlikleri üstlenmesi, toplumsal bilinçlenmeyi sağlayan değil, yasaklayan bir durumdur. Bakanlıklar yaptıkları işlemler ile Çevre konusundaki görevlerini yapmalıdır.

Hükümetler çevre ile ilgili kutlamaları dizayn etmez. Serbest bırakır. Hükümetler uygulamaları ile kendisini gösterir. Geçmiş yıllarda İstanbul Boğazında çevre kirliliğine dikkat çekme adına zamanın Çevre Bakanı boğazda motor ile tur atmıştı. Bakanlar şikayet etmez. Yetkilerini kullanır ve gerekli yaptırımları uygulama koyar. Mağduriyeti yaratanların şikayetçi noktaya geçmeleri hedefi değiştirmektir.

Bu genelge ile hükümet dışındaki tüm etkinlikler yok sayılmaktadır. Genelge demokratik kitle örgütlerinin de etkinlik yapabilmelerini sağlayacak şekilde yeniden düzenlenmelidir.

5 Haziran’da, karar vericiler ile çevrenin bu duruma gelmesinde sorumlu olan şirket temsilcilerinin bilindik mesajlarının basın yayın organlarında yer alacağından artık hiç şüphemiz yoktur.  

Böyle günlerde karar verici birimler biraz daha geri durmalı ve sadece vatandaşın etkinliklerinde dinleyici ve sorunları not edici olarak katılmalıdır.

Uygulamalar hakkında yetkili ve sorumlu olan kurum ve kuruluşlar çevre gününde susmalı ve dinlemeliler. En azından yılda bir gün.

Eğitim;

Toplumda herhangi bir alanda sorun yaşandığında konu hemen eğitim eksikliğine bağlanmaktadır. Bu kapsamda, yaşanan çevre sorunları konusuna dikkat çekmek ve çözüme katkı amacıyla okullara çevre ile ilgili dersler konulmuştur. Ancak çevrenin bu hale gelmesinde çocukların nasıl bir sorumluluğu var. Eğitimler öncelikle çevreye zarar veren faaliyetleri yürüten şirketlerin sahiplerine ya da uygulamadan sorumlu olanlara verilmelidir. Bu konularda, Okullardaki eğitimi gündeme getirmek en basit tanımlama ile gündemi değiştirmektir.

Okullarda yapılacak etkinliklerde ise uygulamalardan sorumlu kişiler ya da sorumlulukları olanlar kesinlikle konuşmacı olarak katılmamalıdır.

Toplumsal itirazlar;

Çevre konusunda yaşanan sorunlarını gündeme getirenler kişi yada kuruluşlar ise sürekli baskılanmaktadır. Öncelikle çevresine sahip çıkanlara öncelik ve kulak verilmelidir.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı;

Kurumlar uygulama alanları olarak kamusal fayda sağlama açısından çok önemlidir. Bu anlamda örgütlenmede bu şekilde yapılmalıdır.

Şehirleşme, araziyi en fazla kullanan ve etkileyen alanlardan birisidir.

Çevre ise, araziler başta olmak üzere tüm doğal alanları koruma ve kollama ile ilgilidir.

Çevre ve Şehirciliğin aynı yerde toplanması ise şehirciliğin baskılaması nedeniyle çevre kısmını etkisiz ve işlevsiz hale getirmiştir.

İklim değişikliğinin Bakanlık olarak ifade edilmesi pek bir anlamlı görünse de, ne gibi fayda sağlayacağını ya da sağlamayacağını yakın zamanda hep birlikte göreceğiz.

Yaratılan sorunların “iklim ve iklim değişikliği ” söylemleri ile çözülebileceği var sayılmaktadır. Oysa doğa ile ilgili her türlü planlama yatırım ve güncel olaylarda meteorolojik parametrelerin dikkate alınması gerekir.

Ülkemizde adında “Çevre ” geçen ancak Çevre konusunda etkin sayılabilecek bir Çevre Bakanlığı bulunmamaktadır.

Çevre için, Çevre Bakanlığı bu yapıdan ayrılmalıdır. Etkin olabilecek bir Çevre Bakanlığı kurulmalıdır.

Dirençli kentler;

Son yıllarda özelikle iklim değişimine dirençli kentler oluşturulması yönünde söylemlerin arttığı görülmektedir. Planlamasında meteorolojik parametreleri barındırmayan bir kentin ya da alanın iklim değişimine direncinden söz edilemez. Bu söylem yaşanan çevresel sorunların çözümünü de ortadan kaldırmaktadır.

Bu hafta bir çok sorun ise yine iklim değişikliği ile açıklanmaya çalışılacak;

Arazi kullanımlarının hızlı bir şekilde değiştirilmesi,

Su kaynaklarının kirletilmesi, Su Havzalarının yok edilmesi,

Orman alanlarının daraltılması ve amacı dışında kullanılması,

Tarım alanlarının daraltılması ve amacı dışında kullanılması,

Mera alanlarının daraltılması ve amacı dışında kullanılması,

Olağan meteorolojik olayların felakete dönüşmesindeki sayının artması,

Uygulanan politikalar nedeniyle tarımsal üretimden vaz geçirilmesi,

ÇED’lerin sadece taahhütler ile geçiştirilmesi,

ÇED’ler sonrası denetimlerin ya hiç olmaması ya da yeterince yapılamaması,

Madencilik faaliyetleri için yapılan maliyet hesaplarında çevre maliyetinin ve eklenik maliyetlerin hiçbir şekilde dikkate alınmaması,

2022 yılı Çevre Haftasında;

Şirket baskılarının toplumsal çıkarların önüne geçmesi gibi konulardan da söz edilecek mi?

Dünya çevre açısından, çevre gününün ilan edildiği 1972 yılından çok çok daha kötü durumdadır. İyileşme olmadığı gibi mevcut durum bile korunamamaktadır.

Bu durumda, çevre günü kutlaması gerekir mi? sorusunu sormak gerekmez mi?  Yoksa mevcut durumumuza bakıp “Kutlama ” yerine “utanma” desek nasıl olur?

TMMOB

Meteoroloji Mühendisleri Odası

Yönetim Kurulu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Facebook
Twitter
YouTube
Instagram