MANİSA’DA KURAKLIK TEHLİKESİ

tarafından gönderildi

Topraklarının büyük bir kısmı Gediz havzasında bulunan Manisa ili yarı kurak iklim kuşağında yer almaktadır. Yağış rejiminde düzensizlikler yaşandığı gibi, havzanın kendi içerisindeki bölümler arasında yağış miktarlarında değişkenlikler gözlenebilmektedir.

Yağışların büyük bir kısmı sonbahar ve kış aylarında yağmaktadır. %60 ı ekim-kasım-aralık-ocak aylarında düşmektedir.

Geçmiş dönemlere baktığımızda mevsimsel yağış azlığı ve kurak dönemlerin yaşandığı görülmektedir. Kuraklık daha çok, yaz kuraklığı ve kış kuraklığı gibi yıl içerisinde dönemsel kurak periyotlar şeklinde gerçekleşmiştir. Yıllık periyotta kuraklık oluşumu daha azdır.

Şekil 1.Su/Tarım Yılı Alansal Yağışların Normalleri ile Karşılaştırılması (MGM)

Son 40 yıl içerisinde, özellikle 80 li yıllarda sık kurak periyotlar gerçekleşmiştir. Ancak 2006-2007 su/tarım yılında kuraklık yıllık olarak yaşanmış ve ölçümlerin yapıldığı 1929 yılından sonraki en kurak yıl olmuştur.

2019-2020 Su/tarım yılında havzanın kuzey ve doğusunda etkili olan kuraklık, 2020 yılı kasım ayı yağışlarındaki % 90 lara varan düşüşler nedeni ile yıllık olma ve havza geneline yayılma eğilimindedir.

Şekil 2. Su/Tarım Yılı Alansal Yağışlar(MGM)

Ege bölgesi alansal yağışlarının yıllık değişiminden görüleceği üzere 2006-2007 Su/Tarım yılındaki kuraklık bölgenin büyük bir kısmında etkisini göstermiştir.(Şekil 2)

Şekil 3. 2019-20 yıllık yağış ve ortalamaları

Geçtiğimiz 2019-2020  su/tarım yılında Manisa ve ilçelerinde yağış değişkenlikleri farklılık göstermiştir. Alaşehir ve Salihli İlçelerinde yağış miktarlarında düşüş görülmezken, Manisa merkez ve Akhisar’da önemli düşüşler gerçekleşmiştir. Diğer bir ifade ile Gediz havzasının güneyinde yağış miktarlarında önemli bir değişiklik olmazken, havzanın kuzey ve doğusunda yağış azlığı ve kuraklık sinyalleri görülmüştür.(Şekil 3)

MGM nin 2020 Yılı Kasım Ayı Alansal Yağış Raporuna göre Ege Bölgenin kasım ayı yağış ortalaması 8.2 mm, normali 79.5 mm ve geçen yıl yağış ortalaması 47.4 mm’dir. Yağışlarda normaline göre %90, geçen yıl kasım yağışlarına göre %83 azalma gerçekleşmiştir

Şekil 4.  Manisa merkez kasım 12 aylık SPI kuraklık analizi

Şekil 5.  Akhisar kasım 12 aylık SPI kuraklık analizi

Manisa merkez ve  Akhisar’da kasım ayı itibari ile 12 aylık periyottaki kuraklık analizine göre kuraklığın etkili olduğu görülmektedir.Kasım-2020 yağış verilerine göre kuraklığın yıllık eğilimde olduğu ve bir sonraki 2020-2021 su/tarım yılını da olumsuz etkilediği anlaşılmaktadır.(Şekil 4. ve 5.)

Şekil 6.  Salihli kasım 12 aylık SPI kuraklık analizi

Havzanın güneyinde yer alan Salihli-Alaşehir bölümünde yağış azlığı ve kuraklık oluşmamıştır. Yalnız, havzanın kuzeyindeki kuraklıktan etkilenen Demirköprü barajındaki kritik su seviyesi, tarımsal sulamada bu bölümü de olumsuz etkileyecektir. (Şekil 6.)

Şekil 7. 12 Aylık (kasım 2019-Ekim 2020) SPI kuraklık  haritası  MGM

        

     Şekil 8. 2020 Ekim ayı Palmer (PDSI) kuraklık haritası MGM

         

Türkiye’de kuraklık MGM tarafından çeşitli yöntemlerle her ay takip edilmekte ve yayınlanmaktadır. Yukarıdaki Şekil.7  deki  kuraklık haritası sadece yağış verilerinin zamansal ve alansal dağılımı ile hazırlanmaktadır.Şekil.8 deki kuraklık haritası ise kuraklığa etkisi olan tüm meteorolojik ve hidrolojik veriler kullanılarak hazırlanmaktadır. Her iki harita da beraber değerlendirildiğinde kuraklığın takibi yapılabilmektedir.

Ekim ayı itibari ile hazırlanan 12 aylık SPI ve aylık Palmer kuraklık haritalarından görüleceği gibi Ege bölgesinin en kurak bölümünün Manisa’nın doğusu ve kuzeyinde olduğu görülmektedir.

KURAKLIĞA ETKİ EDEN FAKTÖRLER

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) tarafından açıklanan raporda Türkiye’nin bulunduğu  bölgede  iklim değişikliği senaryolarına göre,  sıcak hava dalgalarının ve şiddetli yağışların daha sık görüleceği belirtilmektedir. Akdeniz havzasında yağışta azalış ve kuraklıkta artış beklenmektedir (IPCC 2007).

Şekil 9. Normal sıcaklık dağılımında ortalama hava sıcaklığındaki değişimi ekstrem değerleri nasıl değiştireceğinin şematik gösterimi (IPCC, 2007).

İklimin doğal değişkenliğine ilave olarak insanın iklime etkisi, gelecekte görülecek olan aşırı iklim ve hava olaylarının şekillenmesinde önemli bir etken olacaktır.

Şekil 9’da görüldüğü üzere, iklim değişimi sonucunda, ortalama hava sıcaklığında görülebilecek birkaç derecelik artış, aşırı hava sıcaklıklarında çok büyük artışlara neden olmaktadır.

Şekil 10. Türkiye’nin enlemlere göre konumu ve atmosferin genel dolaşımı için de yaz ve kış aylarında Türkiye’yi etkileyen belli başlı faktörlerin basitleştirilmiş şematik gösterimi (Ahrens, 2003).

Bununla birlikte küresel ısınmadan dolayı kutupların ekvatordan daha fazla ısınması, küresel hava dolaşımını da değiştirmektedir.

Şekil 10’da gösterildiği gibi normalde kışın polar cephe, kuzeyden güneye inip Akdeniz iklimine sahip olan Türkiye’nin büyük bir kesiminde yağış bırakır. Yaz aylarında ise polar cephenin kuzeye çekilmesi ve 30 derece enlemlerinde yerleşik olan yüksek basınç kuşağının kuzeye doğru yayılması Türkiye’de yazlar sıcak ve kuru geçer. Küresel iklim değişikliği ile birlikte, polar jet ile birlikte, polar cephenin kuzeye çekilip güneyden gelen yüksek basınç merkezinin kuru ve sıcak havasının etkisinde daha fazla kalabilecektir. (Kadıoğlu,M. 2012 TÜRKİYE’DE İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ RİSK YÖNETİMİ)

Şekil 11. Yüksek basınç merkezlerinin blokajı ile birlikte soğuk ve sıcak Avrupa kışlarında fırtına yörüngeleri (Dronia, 1991).

Diğer bir deyişle, Şekil 11’de görüldüğü gibi sıcak kış aylarında yağış bırakan sistemlerin takip ettiği yörüngeler Türkiye’nin kuzeyinde kalarak Türkiye’de kuraklığın oluşmasına neden olmaktadır.

Bu durumda kuraklıkta rol oynayan temel faktör, yağış miktarının azlığından daha çok karla kaplı alanların az olmasıdır. Böyle durumlarda durağan yüksek basınç merkezlerinin blokajı nedeniyle Atlantik üzerinden alçak basınç merkezleri ve ona bağlı cephe sistemleri Güney Avrupa ile birlikte Türkiye üzerine gelememektedir. Bu tür blokajın neden olduğu kuraklık en son 1990, 1999 ve 2007 yıllarında yaşanmış ve bu olay artık nadir bir olay olarak kabul edilmemektedir (Dronia 1991). (Kadıoğlu,M. 2012 TÜRKİYE’DE İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ RİSK YÖNETİMİ) Küresel ısınma ile birlikte alt tropiklerdeki yüksek basınç kuşağının kuzeye doğru, Türkiye üzerine, kayması beklenmektedir(Şekil 10 ve 11). Bunun sonucunda Türkiye’nin büyük bir kısmı oldukça kuru ve sıcak bir iklimin etkisine girecektir. Yüksek basınç kuşağının kuzeye kayması ile Türkiye’de hakim olabilecek tropikal iklime benzer bir iklim hakim olacak ve düzensiz, ani ve şiddetli yağışlar seller, heyelan ve erozyon artacaktır. Daha kuru hava, daha sık, uzun sureli kuraklıklara neden olabilecektir.(a.g.e.)

Atlantik okyanusundaki Kanarya ve Azor adaları merkezli oluşan yüksek basınç merkezinin, aynı okyanusun kuzeyindeki İzlanda merkezli oluşan İzlanda alçak basınç merkezi ile olan etkileşimine (NAO) “Kuzey Atlantik Salınımı” denir. Azor yüksek basınç merkezinin kuvvetlenmesi;  kuzeye ve Avrupa’ya doğru etki alanını artırması sonucunda İzlanda merkezli yağış sistemlerinin Türkiye’ye ve doğu Avrupa’yı etkilemesini engeller. Bu durumda Avrupanın kuzeyi bol yağış alırken, güney ve doğusu kurak kalır. Buna “Kuzey Atlantik Salınımı” nın pozitif evresi denir. Şekil 12 

Şekil 13. Kuzey Atlantik Salınımının Negatif Dönemi

Azor yüksek basınç merkezinin zayıflaması ve İzlanda alçak basınç sistemini kuvvetlenerek etli alanını genişletmesi ve güneye inerek Avrupa’nın orta ve güneyine doğru hareket etmesi ile “Kuzey Atlantik Salınımı” nın negatif evresi oluşur. Bu durumda Avrupa’nın kuzeyi yağış azlığı yaşarken, orta, güney Avrupa ve balkanlar ile Türkiye’de bol yağışlar görülür.(Sekil 13)

Sonuçlar

 (1)Manisa’da 1930-2020 yılları arasında hafif, orta, şiddetli ve çok şiddetli düzeylerde kuraklık yaşanmıştır. Kentte günümüze kadar iki kez görülen çok şiddetli kuraklıklar 1957 ve  2007 yıllarındadır.

(2)Bölgede kuraklık genelde, yıllık olmaktan çok mevsimsel yaşanmaktadır. Ancak 2007 kuraklığı yıllık periyotta gerçekleşmiştir.

(3)Manisa’da yıllık yağışın yağışın %66 sı Kasım, Aralık, Ocak ve Şubat aylarında yağmaktadır. Bu 4 ayda görülen yağış azlığı kuraklık sinyali oluşturmaktadır.

Son 20 yıl içinde kış mevsimi kuraklıkları “şiddetli” derecesinde oluşmaya başlamıştır.

(4)Manisa’daki son 30 yıldaki kurak dönemler, kış aylarında (aralık-ocak) “Kuzey Atlantik Salınımı” nın pozitif evresinde Azor Antisiklonunun uzantısının Ege ve Akdeniz Bölgeleri üzerinde etkili olmasından kaynaklanmaktadır.

(5)Sonbahar ve kış mevsiminde orta enlemlerde oluşan durağan yüksek basınç merkezlerinin blokajı nedeniyle Atlantik üzerinden gelen yağışlı sistemler Güney Avrupa ile birlikte Türkiye üzerine gelememektedir. 2007 yıllarında yaşanan kuraklık buna örnektir.

(6) Geçtiğimiz 2019-2020  su/tarım yılında Manisa ve ilçelerinde yağış değişkenlikleri farklılık göstermiştir.

Alaşehir ve Salihli İlçelerinde yağış miktarlarında düşüş olmamıştır. Ancak, Manisa merkez ve Akhisar bölgesinde yağışlardaki büyük düşüş kuraklığa neden olmuştur.

(7) MGM nin 2020 Yılı Kasım Ayı Alansal Yağış Raporuna göre “Ege Bölgenin kasım ayı Yağış miktarları normaline göre %90, geçen yıl kasım yağışlarına göre %83 azalma gerçekleşmiştir.”

Bunun sonucu olarak ta Manisa merkez ve Akhisar bölgelerinde oluşan kuraklık devam etmektedir.

(8) Demirköprü ve Gördes barajları ile Marmara gölünde su seviyesi kritik düzeydedir.

(9) Önümüzdeki süreçte, Aralık, Ocak ve Şubat aylarında yeterli yağış gerçekleşmez ise Demirköprü barajından yapılacak tarımsal sulamada sıkıntı yaşanacaktır.

YAPILMASI GEREKENLER

1-Kuraklığın takip edilmesi

Manisa genelindeki tüm ilçe belediyeleri, sulama birlikleri, organize sanayi yönetimleri, tarım kuruluşları, ziraat odalarının, su kullanımı ve temini ile sorumlu tüm kurumların ve kuruluşların katılımı ile oluşturulacak “KURAKLIK EYLEM PLANI” hazırlanmalıdır. Kuraklık Eylem Planı sadece tarımsal sulamayı değil, tüm su kullanıcılarını kapsamalıdır.

Su kullanımı ve temini ile sorumlu tüm birimlerin ortak sorumluluğunda olan “KURAKLIK İZLEME BİRİMİ” oluşturulmalıdır.

Kuraklık oluşumunu takip edebilmemiz için

  • Yağış
  • Dere ve Nehirlerdeki Akış
  • Yer altı Su Seviyesi
  • Kuraklık İndeksleri
  • (NAO) Kuzey Atlantik Salınım İndeksi
  • Rezervuar seviyelerinin

düzenli olarak takip edilmesi gerekir.

2-Uygulanabilir Kuraklık Planı yapılmalıdır.

Kuraklık izleme sürecinde oluşacak yağış eksikliği, akımlar, Yeraltı Su Seviyesi, ve indekslerdeki kritik seviye değerlerinde “UYARI” yapılmalı ve “KURAKLIK EYLEM PLANI” çerçevesinde tedbirler hayata geçirilmelidir.

3- Şehrin yıllık “su bütçesi” yapılmalıdır.

1 Ekim de başlayıp takip eden yıl 30 Eylül tarihleri arasındaki bir yıllık süreyi kapsayan su bütçesi hazırlanmalıdır. Mevcut ve gelecek su miktarını da kapsayan su bütçesinin yıllık dağılımı ve planlaması yapılarak su kullanımının takibi yapılmalıdır. 

4- Yağmur suyu biriktirilmelidir (yağmur hasadı)

Yağmur hasadı olarak ta adlandırılan sistemle yağmur suyu depolanması yapılmalıdır. Bunun için yağmur tahliye sistemi bir depoya bağlanmalıdır. Biriktirilecek yağmur suyu sayesinde, aşırı yağışlarda oluşacak taşkınlar önleneceği gibi, evlerdeki kullanma suyu ihtiyacını da karşılayacaktır. Aynı zamanda park ve bahçelerin sulaması yapılabilecektir.

5-Su havzaları koruma altına alınmalıdır.

Su havzalarının imara açılmaması ve kirletilmesi için ayrıca su varlığının ve dengesinin korunması için “Su Kanunu” çıkartılmalıdır.

Türkiye’deki su varlığı azalma eğilimindedir. Yapılacak bir düzenleme ile suyu bilinçsizce tüketilecek bir kaynak değil, korunması gereken bir doğal varlık olarak kabul etmeli, suyun tüm canlıların yaşamı için hayati önemini tanımalı, öncelikle suyu korumayı ve su varlıklarını havza bazında geliştirmeyi, katılımcı ve şeffaf bir anlayışla yönetmeyi hedeflemeli.

6- Kuraklık doğal afet statüsüne alınmalı.

Kuraklık 7269 sayılı Umumi Afetler Kanunu’na göre afet sayılmıyor. Kuraklık, 31 çeşit doğal afet arasında ilk sırada yer alıyor.

7- Tarımsal üretimde suyun verimliliği artırılmalı.

Suyun yüzde 74’ü tarımda kullanılıyor. Türkiye’de tarımsal sulamanın büyük bir kısmı “salma sulama” olarak yapılıyor. Bu şekilde suyun büyük bir kısmı buharlaşma ve fazla alan sulamasından kayıp olarak gidiyor.

Gediz havzasındaki tarımsal sulama Demirköprü Barajından karşılanmaktadır. Son yıllarda sulamada sıkıntılar yaşanmaktadır. Bu durumda da üretici ihtiyacını yer altı suyundan karşılıyor ve yeterli beslenemeyen yer altı suyu seviyesi düşüyor. Burada kısır bir döngü oluşuyor.

Damla sulama ve akıllı sulama sistemleri özendirilmelidir. Yeraltı su kullanımı kontrol altına alınmalıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Facebook
Twitter
YouTube
Instagram