ŞEHİRLERDEKİ YEŞİL ALANLAR SERA GAZI EMİSYONLARINDA ŞAŞIRTICI BİR ROLE SAHİP…

tarafından gönderildi

İnceleme: Kentsel Yeşillik Sera Gazı Emisyonlarında Şaşırtıcı Bir Rol Oynuyor

Echo Park Lake with Downtown Los Angeles skyline in the background

By Pat Brennan,
NASA’s Jet Propulsion Laboratory

Yoğun nüfuslu bölgelerde yanan fosil yakıtlar, sera gazı karbondioksit seviyesini büyük ölçüde artırır. En büyük karbondioksit kaynakları otomobil, kamyon, limanlar, elektrik üreten santrallar ve imalat dahil endüstriyel tesislerdir.

Kentsel yeşillik, bitki örtüsü öldüğünde ve ayrıştığında atmosfere CO2 ekleyerek toplam emisyonları artırır. Aynı şekilde ; Kentsel bitki örtüsü de fotosentez yaptığında da bu gazı atmosferden uzaklaştırarak toplam ölçülen emisyonların düşmesine neden olur.

Kentsel bitki örtüsünün rolünü anlamak, şehirlerin yeşil alanlarını yönetmek ve diğer karbon kaynaklarının etkilerini izlemek için son derece önemlidir.

Yakın zamanda yayınlanan bir çalışma, kentsel ortamlardaki genel karbondioksit kaynakları arasında, çürüyen ağaçlar, çimler ve diğer kentsel bitki örtüsünün bir kısmının olduğunu gösterdi.

Bu katkı mütevazi düzeyde olmakla birlikte kentsel çevrenin içinde bulunduğu belirlenen ve ölçülen CO2’nin yaklaşık beşte biri mertebesinde olduğu ve mevsime göre değiştiği belirlenmiştir..

Bu, araştırmacıların beklediğinden daha fazlasıdır ve kentsel karbon emisyonlarını izlemenin karmaşıklığının da bir göstergesidir.

Çalışmanın arkasındaki ekip, bu keşfi, Dünya atmosferinde doğal olarak oluşan ve büyüdükçe canlılar tarafından emilen nadir bir karbon türü olan karbon-14 ile karbondioksit kaynaklarını izleyerek gerçekleştirdi..

Karbon-14’ün organik malzemelerdeki varlığı, radyokarbon tarihlemesinin temelidir ve fosil yakıtın yanmasıyla üretilen karbondioksiti, bitki örtüsü ve diğer organik maddelerin ayrıştırılmasıyla üretilenlerden ayırmak için güçlü bir araç olarak hizmet eder.

Kömür, petrol ve doğal gazda bulunan karbon yüz milyonlarca yıllıktır; karbon-14’ün tamamı uzun zaman önce bozulmuştur.

Araştırmacılar, “fazla” karbondioksit seviyelerini veya doğal, arka plan kaynaklarına atfedilebilecek miktarın üzerindeki miktarı ölçtüler.

Yaklaşık 6.000 mil kare (15.000 kilometre kare) ve 18 milyon insanı kapsayan çok yönlü bir bölge olan “Los Angeles mega kentine” odaklanarak, kentsel yeşilliklerin bir yıl boyunca çalışma alanı üzerinde havada gözlenen karbondioksitin yaklaşık beşte birini oluşturduğunu keşfettiler.

Ayrıca Etanol gibi biyoyakıtlardan ve insan metabolizmasından kaynaklı, küçük katkılar da gözlendi.

Ekip, Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi’nden (NOAA), NASA’nın (NASA’s Jet Propulsion Laboratory ) Jet Tahrik Laboratuvarı’ndan ve Colorado Üniversitesi’nden bilim insanlarından oluşmaktadır.. Ölçümler, LA havzası boyunca üç bölgeye yerleştirilen hava örnekleme cihazları kullanılarak 2014’ün sonundan 2016’nın başlarına kadar toplanan hava örnekleri üzerinde gerçekleştirildi.

JPL’de araştırma bilimcisi olan çalışmanın ortak yazarı Charles Miller, “Deneye başlamadan önce, Los Angeles’taki trafik hacmi göz önüne alındığında, neredeyse tüm insan kaynaklı emisyonları göreceğimizi düşünmüştük” dedi.

Netice olarak “Hepsinin fosil yakıtların yanmasından kaynaklanmadığını bu çalışmanın sonuçlarından öğrenebildik.” diye ekledi.

Güney Kaliforniya’daki bulgu bir sürpriz olsa da, kentsel yeşilliklerden gelen katkı, tropik kuşakların birçok şehrinde daha da belirgin olabilmektedir.

Miller, “Tropiklerde ve subtropiklerde – bitki örtüsünün çılgın gibi büyüdüğü ve yüksek ayrışma oranlarının olduğu yerler – çok daha büyük fraksiyonlar bulabilirsiniz,” diye ekledi. “

Bitki örtüsü bileşeni tahminlere dahil edilmeden [toplam emisyonlar için], sistematik olarak fosil yakıt emisyonlarını fazla tahmin edeceğiz. Bu, hem raporlama hem de azaltmadan sorumlu olanlar için önemlidir.”

Çalışma, “Megacities Karbon Projesi” adı verilen çeşitli araştırmacıları içeren daha büyük ve yıllar süren bir çabanın parçasıdır. Araştırmanın yazarlarından Riley Duren, şu anda Arizona Üniversitesi’nde bir araştırmacı ve bir JPL mühendisliği görevlisi olan, şehirlerde karbon yönetiminin “bütünsel” bir bakış açısından önemini gösterdiğini söyledi.

“Bu ilişkilerin anlaşılması, planlayıcıların yeşil alanları atmosferden olabildiğince fazla karbon çekecek ve kalıcı olarak depolayacak şekilde tasarlamalarına ve yönetmelerine yardımcı olurken, bitkiler kurudukça veya büyümeyen mevsimlerde CO2 salınımını en aza indirebilir. “diye ekledi Duren.

Başka Bir Karbon Türü

Karbon-14, esas olarak, Güneş’ten gelen gama ışınları tarafından Dünya’nın üst atmosferinde oluşturulur. Rüzgarlar tarafından aşağıya doğru Dünya yüzeyine ve ardından gezegenin her tarafına taşınır.

Canlı organizmalar, hem “normal” karbon (karbon-12) hem de karbon-14 içeren karbondioksiti emer. Bir organizma öldüğünde, radyoaktif olan karbon-14 zamanla bozulur.

Bilim insanları uzun zamandır tarihleme yoluyla, ölü bitkilerin ve hayvanların yaşını ve bunlardan yapılan malzemelerin yaşını tahmin etmek için, örneğin, antika yün battaniyelerin parçaları veya antik çömleklerin dibindeki şarap tortuları gibi , doğal bir “saat” olarak karbon-14’ü kullandılar –

Miller, “Yüz milyonlarca yıl önce toprağa gömülü fosil yakıt karbonunun içinde tam olarak sıfır karbon-14 var” dedi. Son biyolojik kaynaklardan gelen karbon ise net bir karbon-14 sinyali gösteriyor.

“Los Angeles’ta alıştığımız tüm yeşil dokular – bitkiler, otlar, palmiye yaprakları – çürümeye ve karbondioksiti sıfır olmayan bir karbon-14 içeriğine sahip olarak atmosfere geri salmaya başladığında, Gözlemlediğimiz karbon-14 değerine bakarak, toplam karbondioksit miktarına biyolojik katkının nispi oranını buluyoruz. ” Fosil yakıtlı karbon-14’ün sıfır olması matematiği çok daha basit hale getiriyor.”

Bilim adamları ayrıca karbondioksitin mevsimsel iniş çıkışlarında bir karbon-14 bağlantısı gördüler. Karbon-14, çalışma döneminde Temmuz ayında Los Angeles havzasında keskin bir düşüş gösterdi.

Kent parkları, mesken çimleri, golf sahaları ve benzerleri gibi kentsel peyzajın sulanması en üst seviyeye çıktı ve güçlü bir büyümeye neden oldu. Buna karşılık, büyüyen bitki dokusu en yüksek karbon-14 emilimine yol açtı ve bu da hava örneklerinde bulunan keskin düşüşe neden oldu.

Kaliforniya’nın yerel ormanları, otları ve çalıları arasındaki emilim, bölgenin yağış modellerine bir yanıt olarak ilkbaharın başlarında zirveye ulaştı.

Diğer büyük kentsel alanlarda karbondioksiti daha hassas bir şekilde değerlendirmek için karbon-14’ün ölçülmesi muhtemelen önemli hale gelecektir.

Fosil yakıt emisyonlarını etkili bir şekilde azaltmak için araştırmacıların, iklim, enlem, sanayileşme derecesi ve benzerlerine göre nasıl değiştiğini anlamak için küresel şehirlerdeki arka plan karbondioksit kaynaklarını ölçmeleri gerekmektedir. Miller bu nedenle yapılacak daha çok iş olduğuna dikkat çekti. .

TMMOB

METEOROLOJİ MÜHENDİSLERİ ODASI

KAYNAK : NASA CLİMATE CHANGE

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Facebook
Twitter
YouTube
Instagram